21 Aralık 2011 Çarşamba

Homend'den Yılın Faili "Aynebilim'e Şarap Açacağı Göndermek"


Sevgili Homend,
Bu nazik davranışın inan beni çok derinden etkilendi ama benim gibi cola'dan başka birşey içmeyen birine yılbaşında cola açacağı yerine bir şarap açacağı hediye etmen yılın faili olarak tarihe geçsin istiyorum :) Biliyorum yılbaşı ruhunu taşıdığı için gönderdiniz bana o açacağı ama inanın yılbaşı hindisi gönderseniz daha güzel olurdu:) Bu tasarım harikası şeyi termometre olarak mı kullansak, gece lambası olarak mı kullansak yoksa evi havalı göstersin diye dekor olarak mı karar vermekte zorlanırken en iyisi bunun değerini bilecek, şarap içmeyi benim cola içmem kadar çok seven dostlarıma hediye edeyim dedim. Merak etme onlar bu açacağın hakkını verecek ve onu hiç üzmeyecekler. Ayrıca onlar adına da teşekkür ederim sana. (Bir de o bilezik gibi sıcaklık ölçme aletini verirken çok üzüldüm, ne güzel vücut ısımı ölçüyordum:( elinizde ondan fazlalık varsa alabilirim.)


Şimdi önümüzdeki özel günleri ve bana ne gönderebileceğinizin bir listesini hazırlıyorum. Umarım bir yardımım dokunur ve bu iş yoğunluğunuzda birde aynebilim'e ne göndersek diye düşünmezsiniz.

14 Şubat Sevgililer Günü
Saç Düzleştirici
Böyle bir özel günde saçlarımın dümdüz ve güzel görünmesini istersiniz bence. Onun için beni kuaför köşelerinde bekletmemek için bana bir saç düzleştiricisi hediye edebilirsiniz. Üstelik sevgilim olacak adam bir hediye almazsa "bak bi Homend" kadar olamadın diyerek başının etini yiyebilirim!



23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Meyve Sıkacağı
Minimini birlere, çalışkan ikilere taze sıkılmış meyve suyu servisi yapıp gelişimlerine yardımcı olmak hepimizin sorumluluğunda. Bu yüzden bana bir meyve sıkacağı hediye edebilirsiniz bence!



28 Nisan
Aşkımızın 1. yıldönümü
Kesin unutacak bu günü sevdiceğim o yüzden bari siz onun yerine bi kuzu şiş dürüm yanına da buz gibi kutu cola gönderin. Başka bişi gönderirseniz onun göndermediğni anlarım, hır çıkar! Hadi bu güzelliği de yapın bize.


1 Mayıs Doğum Günüm
Tost Makinesi
İşte bana hediye göndermeniz için mükemmel bir fırsat. Hep bu anı beklediniz biliyorum. Böyle özel bir günde, benim dünyaya gelişimin 17. yılında tabiki bana bir tost makinesi hediye etmek istersiniz. Düşünsenize 20 yıl sonra heyy gidi heyy daha dün gibi aklımda, kapı çalmıştı ve Homend'den bu tost makinesi doğum günü hediyesi olarak gelmişti diyeceğim!



Anneler Günü
Doğrayıcı
Aaaaa sen anne değilsin ama diyerek bunu yüzüme vuracak değilsiniz herhalde. Belki anne olamıyorum, belki kısırım bunu dile getirmek büyük bir saygısızlık olacağından bence anneler gününde bana o güzel doğrayıcılardan bir tanesini hediye edebilirsiniz.


19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı
Ütü
Gençliğimin baharında bana ütü yaptırmaya gönlünüz razı olmaz herhalde. O yüzden bu güzel ütünün yanında bir de her hafta ütü yapmaya gelecek bir yardımcı istiyorum!



30 Ağustos Zafer Bayramı
Mutfak Robotu
Millet olarak birlik ve beraberliğe en yoğun yaşadığımız bu güzel bayramda bana bir mutfak robotu hediye etmeniz hem vatana hem de millete hayırlı uğurlu olacaktır. Neden diye sorarsanız aybilemedim ben onu!


Ramazan Bayramı
Elektronik Aşçı
Sahurdu iftardı derken iyice yorulan bir insana yani bana en güzel hediye elektronik aşçıdır. Ben dinleneyim o yapsın yemekleri.


Kurban Bayramı
Elektirikli Izgara
İşte benim için en önemli bayramlardan biri. Gözümün önünden pirzolalar, ızgaralar geçiyor. Geçerken de Homend Elektrikli Izgara'ya uğrayıp offfff misss gibi koktu di mi??? daha fazla yazamayacam:(



29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
Su Isıtıcı
Ülkemde Cumhuriyet ilan edilmiş. Bundan daha güzel bir gün olabilir mi bana hediye vermek için. Ben olsam hiç düşünmeden bana o güzel su ısıtıcılardan birini hediye ederdim!



24 Kasım Öğretmenler Günü
Blender Set
Hiçbir yerde mesleğimi açıkladığımı sanmıyorum. Belki öğretmenimdir ihtimaliyle benci siz bana bir adet blender set hediye edin bu konuda halledilmiş olsun!



Yılbaşı
Sevgililer günüydü...23 Nisan'dı...Kurban Bayramı'ydı derken koca bir yılı bir nefeste. Şimdi gelelim en başa. Yılbaşında bizleri düşünüp bu güzel şarap açacağını hediye ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Bu açacak sayesinde birbirinden güzel ürünlerinizi tanıma fırsatım da oldu. Hediye alırken acaba nereye baksam listesine "Homend"de eklendi:) Mutlu bir yıl olması dileğiyle. Haaa o yukarıdaki listeyi unutun gitsin:) Bu arada bakın Gabi ne güzel anlatmış!

1 Eylül 2011 Perşembe

Aytung Haber "Show Tv'de yayınlanan Doktorlar dizisi ilk mezununu verdi."



Bütün sezon bölümlerini üst üste yayınlayarak tıp fakültelerindeki eğitime taş çıkartan "Doktorlar" dizisinin ilk mezunu 21 yaşındaki "Aynebilim" oldu!

Bütün gün evde tv başında oturan Aynebilim zapping yaparken Kutsi'yi yeşil ameliyathane kıyafetleriyle görünce birden hayatı değişti! Bu Kutsi mi yaaa diye çelişki yaşarken google'a sordu ve hayranı olduğu şarkıcının doktorluk yaptığını görünce neden ben de doktor olmayayım diye dizinin bütün bölümlerini izlemeye koyuldu. 30 günlük bir dizi izleme maratonunun ardından pratisyenlik derecesine yükseldiğini ve Show Tv'den bir mail alıp sınavlara girdiğini söyleyen Aynebilim sözlerine şöyle devam etti. "Biliyorum çoğunuz doktorlar dizisine rastlayıp yine mi bu yaaa diye burun kıvırıyorsunuz. Ama ben sizin yapmadığınızı yaptım ve bu gencecik yaşımda bütün sezon bölümlerini izleyerek doktor olmaya hak kazandım"

1990 doğumlu bir doktorun olması çoğu kesimi rahatsız ederken bu konu hakkında bir açıklamada bulunan "Türk Hekimleri Derneği" dizi izleyerek doktor olunmaz diye veryansında bulundu. Buna karşılık olarak Aynebilim ise "Onlar da haklı bir yerde, bu işe yıllarını verdiler. Önce tıp fakültesini kazanmak için çalışıp durdular, sonra 6 yıl okudular yok tus yok uzmanlık sınavı derken ömürlerini heba ettiler. Ama ben öyle mi? 21 yaşında tap taze bir hekimim ama mühim olan yaş değil kazanılan tecrübedir. En az onlar kadar bilgili olduğum düşünüyorum. Hayır düşünmüyorum buna eminim" dedi.

Peki diğer izleyicilere bir öneriniz var mı?
- Var var tabiki önerilerim var. Fazla su içmesinler çünkü reklam çok az çıkıyor ve tuvalete gitmeye pek vakti olmuyor insanın. Ayrıca ameliyathane sahnelerini daha dikkatli izlesinler mümkünse izlerken hazırlıklı olsunlar. Kesilmiş tavuk, iğne, iplik, makas, şırınga gibi malzemeler hep ellerinin altında olsun. Uygulama yapmadan çok zor bu diplomayı almaları.

Nasıl sorular geliyor okuyucularımıza biraz açıklar mısınız?
- Soruların hepsi dizi ile ilgili tabiki. Mesela bana 12. bölümün 34. dakikasını sordular ve hiç düşünmeden cevap verdim. Dakikası dakikasına ezberlemeleri gerekiyor. Uygulama genellikle ameliyatlardan geliyor. Evde sürekli marketten aldığım dondurulmuş tavuğu ameliyat edip durdum ve pratiklik kazandım. Bunlar çok önemli şeyler arkadaşlar. Umarım sizlerde benim gibi başarılı olup mezun olursunuz.

Peki bundan sonra ne olacak hayatınızda?
Bir çok özel hastaneden iş teklifleri alıyorum şu anda ama ben uzmanlık yapmak istediğim alanı daha belirlemedim. Uzmanlık alanı için biraz House izleyip ondan sonra karar vereceğim. Belki Somali'ye giderim biliyorsunuz orada doktora çok ihtiyaç var. Belki de Kutsi ile konserlere katılırım. Kafam çok karışık aslında biraz da Akasya Durağı izleyip taksici mi olsan diye de düşünmüyor değilim.

5 Ağustos 2011 Cuma

Uslu Bir Kız Olursan Şirinleri Bile Görebilirsin Dediler. Gördüm!



Blogger gösterimlerini, gala gecelerini, ön gösterimleri hiç sevmedim. Belki de filme gidenlerin filmi izlemek yerine dakka başı twit atmaları, daha filmden birşey anlamadan sırf dikkat çekmek için filmi yerden yere vurmaları, bedava sirke baldan tatlıdır tutumları yüzünden uzak durdum hep.

Youth Media'dan böyle bir davet gelince yine ön yargıyla yaklaşıp çeşitli bahaneler söyleyerek reddettim. Ama filmde benim küçük kahramanlarım oynuyordu. Bir tarafın hayır Ayn gitmeyeceksin derken diğer tarafım ama ben uslu kız oldum, şirinleri görmek benim de hakkım diye söylenip durdu. Hemen kilit soru olan sosyal medya'dan kaç kişinin davet edildiğini sordum. Bir elin beş parmağını geçmediğini duyunca "tamam o zaman ben varım" dedim.

Açık hava sineması deyince aklıma hemen Taş Devri gelir. Çakmaktaş ailesi ayaklarıyla sürdükleri arabalarını park edip film izliyorlar. CineCity'den içeriye girdiğimde bu düşünce yerini havuz kenarında güneşlenme sevdasına bıraktı anında. Ama bu sefer şezlognlar sinema keyfi için hazırlanmıştı. Üzerlerinde havlu yerine sıcacık polarlar vardı. Ben evden hazırlıklı çıkmıştım üşürüm açık havada diye ama CineCity konuklarını zaten düşünmüştü.




Avrupa yakasından gelince yemek yemeye fırsat bulamadık. Filmin başlamasına 15 dakika kalmıştı sinemaya geldiğimizde. Havuz kenarından gelen güzel kokuları takip edince kendimizi Bistro Color's'da bulduk. Vakit kısa olunca en hızlı ne yiyebiliriz diye sorduk ve o kadar leziz yemeklerin arasında tost yemek zorunda kaldık. Hayır tostda çok şirindi ama menü çok zengin olduğundan aklımız diğer şirinlerde kalmadı değil.




Her ne kadar yemekleri yerken perdeyi görsek de fragmanlar biter bitmez yerimize şirinlemek için kalkttık masadan. Ben sadece şezlonglarda bu keyif sanırken havuzun arka tarafında çimler üzerine uzanmış şirinleri görünce daha da şirinlendim.

İşin içinde ben varsam mutlaka orada bir tuhaflık olacaktır. Hızlı adımlarla koltuğumuza pardon şezlongumuza şirinledik..Herkes yerlerini almış keyifle ekrana bakıyor. Şezlognlar çiftler için çifter çifter şirinlemişler. Bizim şezlognda ise tek başına bir kadın yatıyor. Yan tarafta tekli bir şezlong var. Sizi böyle alsak, bu çift kişilik dedim. Önemli değil böyle izleyelim dedi. Ben tekli şezlonga yattım, benim şirin gitti kadının yanına uzandı. Birden kendime geldim noluyor yahu diye..kalktım şezlonga oturdum bu böyle şirinlenmez dedim. Kadın sizinkini birleştirin o zaman dedi. Başta mantıklı geldi ama birleştirince üçümüz aynı yatakta yatıyormuşuz gibi oldu bu sefer. Ben yine kalktım yok bu böyle de olmuyor dedim. Kadının şezlongundan ayırdık kendimizi bu sefer. Çok şükür bi şirinsizlik olmadan şirinledik şezlognlarda..




Herşey hazır şimdi film şirinlemek için. Hemen buz gibi colamı açtım, poları örttüm üzerime. Karşımda şirinler, gökyüzünde yıldızlar, yanımda sevdiğim şirin..hayatı şirinlemek buna diyorlar sanırım. Bizim küçük mavi şirinler yine başlarını belaya sokuyorlar. Gargamel hala eski gargamel tek derdi şirinleri şirinlemek. Film öyle keyifli, anlatacak o kadar detay, o kadar ince espri var ki anlatmamak için zor şirinliyorum. Yeni karakterler katılmış şirinlere onları da çok sevdim ben, çok şirin duruyorlar. Şirine ile kanka olmak istedim bi an. Böyle alışverişe çıkalım, film izleyelim beraber, oturup şirinleşelim.




Neyse film çok keyifli, çok güzel. Diğer animasyon filmleri gibi çocuklar kadar büyüklerin de keyifle izleyeceği bir film. Ama bizi asıl can evimizden vuran şey sinemanın kendisi oldu. Film bittikten sonra orada uyuyup kalmak için neleri şirinlemezdik. Üzerimize birer polar daha örtsek yeterdi yıldızların altında uyumak için.

Şimdi siz de uslu bir çocuk olun ve gidip Şirinler'i görün!


30 Haziran 2011 Perşembe

Karpuz


Yazmaktan sıkılıyorum buraya ama bunu unutmak istemiyorum..zaten 12 saat sonra hatırlamışım ne olduğunu en azından buraya not düşeyim..küçükken en sevdiğim şeylerden biriydi karpuz ama büyüyünce onun da tadı eskisi gibi değildi.. uyandığımdan beri canım karpuz istiyor, gözümün önüne tabak içinde çekirdekleri çıkartılmış karpuz geliyor..ne olduğunu anlamadan mutlu olup gülümsüyorum. biraz önce ablam elinde bir tabak karpuzla gelince canlandı gözümde sahne..masada oturuyoruz "O" çekirdeklerini çıkartıyor karpuzun..dilim dilim yapmış tabakta..kulağımda sesi "hadi ye kızım..ye kızım bak çok güzel"..özledim..hem de çok..

23 Kasım 2010 Salı

Rüyalarda Buluşuruz


Ne kadar havalı gelir bu durum bilemiyorum ama gözleme pişiriyordum..Ocağın çakmağı çalışmayınca biraz fazla gaz birikti ve çakmak çalışınca bir gaz patlaması yaşandı evde.. O sırada kapının kenarından beni izleyen Kıvanç neye uğradığını şaşırıp saçlarına dokundu..Koşarak yanına gittim..Saçlarının arkası uzun önleri tam sevdiğim gibi üç numara olmuştu yanarak..Şebeklik yaptım saçlarıyla oynayarak bak ne kadar yakıştı işte sana..yeni tarz yapmış oldun sayemde dedim..güldü..sonra birden kayboldu..
Allam elimde o koca bidonların ne işi var..bir köşe başından dönmeye çalışıyorum..dar bir sokak geçemiyorum bir türlü..sonra güneş gibi Kıvanç parlıyor önümde:)) şaşkın şaşkın bakanların arasında elimdeki bidonu alıp yardım ediyor bana..hala bidonda ne olduğunu hatırlamıyorum.."bidon" ne komik bi kelimeymiş yahu..şimdi farkettim..keşke elimde şöyle alışveriş torbaları filan olsaydı daha havalı olurdu..aman belki de adamcığaz bıktı böyle kokoşlardan bidon taşıyan biri daha cazip geldi gözüne..her neyse sonra sohbet ede ede yürümeye başladık..kim olduğunu hala bilmediğim bir teyze önümü kesip saatlerdir seni bekliyorum hala suyumu getirmedin dedi..yahu ben Kıvanç'la yürüyor, sohbet ediyorum..sanki rüyada gibiyim senin suyun mu geldi aklıma be kadın..hayır orada suyu bulsam başından aşağıya dökecem..sonra o kadını nasıl gönderdim hatırlamıyorum ama sokağın ortasında Kıvanç'ın bana sımsıkı sarıldığını gayet iyi hatırlıyorum..sonra telefon numarasını verdi bana ama lanet telefonu yazamıyorum bi türlü..bastığım tuştan başka rakam çıkıyor..dur ben seni arayayım öyle kaydet diyor bu sefer benim telefon çalışmıyor..en sonunda bir kağıda yazdı verdi..bol sıfırlı bir numaraydı ama onu da kaybettim..
Vallahi ben de size katılıyorum bu konuda..ancak rüyamda görürüm :)

7 Kasım 2010 Pazar

Beceriksiz Kahraman



Feedlerini görüyordum sadece..ara sıra layk atar ayda yılda bir yorum yapardım..abonesi bile değildim..ama savaşını uzaktan uzaktan izlerdim..ta ki bi gün bi arkadaşım "ayn, davut senin gtalk adresini istiyor..bişe konuşacakmış..vereyim mi" dediği güne kadar..o gün girdi hayatıma..süper kahraman olduğumu duymuş bi konuda yardım istemişti..o gün hallettik o konuyu..sonra sordum var mı süper kahramandan başka bir arzun.."köydeki evi satıp manisa'da babamlara ev almaya çalışıyorum ama ona yardımın olmaz muhtemelen" dedi..bak beni gaza getirme o evi bile satarım neye uğradığını şaşırırsın dedim :) bir de ben öldükten sonra blogumu sahiplenecek birisi lazım deyince..ölmüş adamın arkasından iş çeviremem ben..başında bekle uğraştırma beni dedim.."gitmiyorum ki sadece mekan değiştiriyorum..yolculuğun başka bir şekli" dedi peşine de bir gülücük koydu..smile gülüyordu ama benim canım acıyordu..sabah konuştuk bunları..akşam gtalk'ı açar açmaz "alöv" diye girdi konuya..uğurlu gelmişim evi satmış..hah dedim ben sattım o evi bi kere..bu daha ne ki..süper kahramanım ben unutma bunu.."diğer ise iliklerimde kanser varmış..yani ben iyiyim aq adamlar kötüsün diyo" dedi..aaaa o da kolay..takma kafana..ayn söylemişti dersin deyince.."işallah..bakiciz artık zaman gösterir herşeyi" diyerek güldü yine..zaman gösterti görmek istemediğimiz her şeyi..

amannn yirim kanserini sana bişi olmasın cümlesiyle bi başladık dostluğa bi daha adını anmadık o illetin..yaa dedim bi gün erkek adamın niye boncuk diye bir ismi olsun..zaten boncuk değil böcükmüş :) eskiden hackerlığa meraklıymış bizim oğlan..ama sonra tövbe etmiş :) ben onun yalancısıyım..kafa 1500 morfin gecelerinde deliler gibi güldük..sonra bir idöl bulduk evet artık Ramazan Çekiç Davut'un idölüydü..beraber feedlerinde takılmaya başladık :)




Ben senin Ramazan Çekiç'i sevme ihtimalini sevmiştim Davut.. Baktık Ramazan bu işi biliyor onu örnek almaya başladı hemen Davut..


baktık bu işten iyi ekmek yeniyor bari bir radyo program yapıp herkes faydalansın dedik :) ..Davut, Seval'e canlı yayında asım asım asıldı :) bir kıza nasıl yaklaşılır, ne yapılır, layk nasıl kullanılır, dm atılırken hangi başlıklar seçilir teker teker anlattı bize..hatta bir erkeğin baş ucu kitabı bile diyebilirdik onun anlattıklarına..sonra hızını alamadı feedlerde kızlara asılmaya başladı..ahh bee alışmış kudurmuştan betermiş işte :)



bak şimdi kuzum..gözün arkada kalmasın..kızlar Ramazan'a emanet..hiç birimizi ihmal etmiyor..sabah akşam lady'leriyle ilgileniyor..sen radyo kur ben her gün yayın yapacam dedin hani nerdesin? bak kurdum radyoyu..sesin soluğun çıkmıyor..uyu sen anca..uyu huzurla uyu..sen yoksun ama feedlerin konuşuyor..sanki planlamışsın be kuzum..o neydi öyle "Manisa'ya dönüyorum gözlerim kapalı" hem bizi hem kendini hazırlamışsın da biz fark edememişiz..zaten uzağımda yaşıyordun..şimdi online değilsin hepsi bu..niye mi gözyaşı döküyorum..manyak mısın olum ben ağlar mıyım hiç..soğandan o soğandan..şimdi git bak köşede iki huri var sana göz kırpıyorlar..

25 Temmuz 2010 Pazar

DİKKAT!!!! AYI DEĞİL AMA AYN ÇIKABİLİR!!!


Dün akşam arkadaşlarla semaverde çay keyfi yaparken (ben tabiki kola içtim) benim şöförlük maceralarıma kadar geldi konu..hepsi birbirinden komik hikayelerin arasında en favorimiz hep bu olmuştur..bir de hoca arkaya bak dediğinde arkama dönüp bakmamda efsaneler arasındadır:) geçen sene yazdığım bir yazıydı bu ama kendi blogumda paylaşmamıştım..eee dedim sonuçta sen yazdın paylaş gitsin:) bu arada dün gece yediğim kokoreçe buradan yine lanet okuyourm..hala midem bulanıyor:(( işte hikaye böyle..dinlerken lütfen şarkıyı da açın..

Arka fonda Müslüm Gürses'ten "Kadınım" çalarken bu olayı kaleme nasıl alırım inanın bende bilmiyorum..ama yapacağım..öncelikle söyleyeyim bu şarkı beni müthiş dinlendirir...bazen kendimi lezbiyen gibi de hissettirir çünkü bir kadını düşünerek dinlerim ben bu şarkıyı..onu seven adamı terkedip gitmiş bir kadını..olmayan ve olmasını istemediğim bir kadını:P (aslında terkeden kadın benimdir)...

Bir sonbahar günüydü..hava ne sıcak ne soğuktu..zaten olay baştan yanlış başlamıştı..kurabiyelerin üzerine pudra şekeri diye karbonat dökmüştüm...ama çok güzel gözüküyorlardı...görüntüde sorun yoktu bir de acı olmasaydı kurabiyeler daha güzel olacaktı...o malum gecenin sonunda hep beraber arkadaşıma kalmaya giderken geceyarısından sonra karnımız acıktı..biri erkek 5 kişiyiz arabada...okan arabayı çekti kenara köfte yaptırıyor bize...okandan başka ehliyeti olan tek kişi benim arabada..kızlar dedi ki "hadi sevil okanın yanından geçelim arabayla el sallayalım ona" yok dedim olmaz...ben 3 kere araba kullandım 4.sünde ehliyeti aldım ve aradan 2 yıl geçti yapamam...arkadaşlarımın anlayamadığım bir şekilde bana güveni var...sanki süper kahramanım herşeyi ben becerebilirim...her işin üstesinden gelebilirim....(SENİ ÖPTÜĞÜMÜ İLK DEFA HAYATTA...KOLLARIMDA BENİM İLK BAHAR SABAHI SENNN)istediğim herşeyi bir yolunu bulup yapabilirim ama bir yere kadar....ne kadar üstelesem de yok sen yaparsın dediler..iyi dedim bari yapayım...kapıyı bile açmadan (45 kilo olmanın avantajıyla...ahh ahh nerde o günler) arka koltuktan ön koltuğa sıvıştım..

Herkes arabayı hareket ettireceğimi düşünürken birmilyonbin değerindeki soruyu sordum...(EŞYALAR TOPLANMIŞ SENİNLE BİRLİKTE...ANILAR SAÇILMIŞ ODAYA HER YERE) hangisi gaz, hangisi debriyaj, hangisi fren...derin bir sessizlik...yaa dedim ne susuyorsunuz ben size dedim karıştırıyorum, sağımı solumu bimiyorum diye...işte bilen varsa söylesin yoksa geri oturacam...tamam tamam dedi yanımda oturan nurgül...(bu kısmı atıyorum çünkü hala bilmiyorum ya da karıştıryorum) sağdaki gaz, soldaki fren, ortadaki debriyaj...bana sağ sol deme bana sol deme diye bağırdım biraz...cam tarafındaki ne senden taraftaki ne öyle söyle...bu krizi atlattıktan sonra bastım debriyaja bir havayla ama görmelisiniz sanki debrijayı ben buldum o kadar yani...neyse geri kalan işlemleri de tamamlayıp arabayı kaldırdım...görseniz ya bu zahmeti 5 metrelik bir gezi işlemi için yaptım...okanın yanından arabayla geçtik el salladık arabayı kenara park ettim...bunu başarmanın vermiş olduğu gururla sırıtırken okan geldi yanımıza ve o kurulmaması gereken cümleyi kurdu.."sevil burası kahve önü az ileriye al içeriden bön bön bakıyorlar"...aman tanrım yılların şöförü okan benim araba sürmemi beğenmişti ki bana az ileriye al demişti arabayı...o an içime şöför nebahatin ruhu girdi...(BEN SENSİZ OLAMAM ARTIK ANLIYORUM SENNNN KADINIMMMM) tekrar aynı işlemleri yaparak arabayı hareket ettirdim...aaa baktım gidiyor bu şey biraz gidelim dedim sağa (atıyorum sol da olabilir) döndüm...aman tanrım ne göreyim trafik polisi park etmiş sollayıp tekrar dönüş yapmam gerekiyor...allahtan şunu öğrenmişim...sinyal kolunu yukarı kaldırınca direksiyon tarafındaki sinyal yanıyor indirince diğeri...indirdim kolu polis arabasını geçtikten sonra işte o sinyal tarafındaki yöne döndüm...ama ne havayla allahım sanki bu sefer sinyal lambasını ben icat ettim...yalnız ilerisi kavşak...nereden dönülür nereye gidilir hiçbir fikrim yok saat olmuş gecenin ikisi...dedim ileride pastaneler vardı açıktır bu saatte orada durur sorarız...durduk evet ama kimsecikler yoktu...ne yapsak ne etsek derken arkadan bir ışık bir baktım polis arabası geliyor (SÖNMÜŞ BAK IŞIKLAR EV NASIL KARANLIK) hıh dedim şimdi tam oldu inşallah bişe demez bunlar ki ehliyetim yok yanımda...korkulan oldu polis arabası durdu tam yanımda bana eliyle dairemsi bişi yapıp duruyo...ben kızlara ne diyo bu adam yahu diyorum bu hala bana işaret çekiyo...birşeyler de anlatıyor ama duymuyorum haliyle cam kapalı çünkü:P yarabbim neden bunları anlatıyorum ki herkes benim aptal filan olduğumu düşünecek hahahahah...şöyle bi 2 dakika sonra ben olayı kavradım camı aç diyormuş....ama ben ne bileyim kimse bana öyle bi işaret yapmadı ki bu güne kadar...neyse açtım camı ama panikledim de bi yandan...başladım anlatmaya o panikle işte arkadaşım köfte alıyordu da biz de şaka olsun diye bi yanından geçelim dedik de şöyle de böyle de polis dur dur dedi ehliyetin var mı? evet tabiki var dedim bi havayla...o zaman neden gecenin bu saatinde farları yakmadan sürüyorsun dedi.....aaa yakmamışmıyım birden hareket ettiğimiz için unutmuş olmayımı kusura bakmayın dedim...bi de şirinim..bi de hanım hanımcığım görseniz....(BANA BIRAKTIĞIN BÜTÜN BU HAYATIN YAŞANAN AŞKLARIN DEĞERİ YOK ARTIK) tamam farları yakıp devam edin dedi..veee 30 metre ilerime park etti...tam karşımda beni görüyor....allaam ben bi panik oldum diyorum ki ben süremem bunu...okandan da uzaklaşmışız...o zamanlar cep telefonu filan da yok....var da pek nadir (yaşım kırkmış gibi oldu hahahah) napcaz şimdi vites filan atamam ben bu heyecanla diyorum..arkadan seda "sevil abla sen debriyaja bas ben vitesi geçiririm dedi" iyi o zaman dedim sevindim ama asıl sorun şu ki bu lanet olası farlar nerede? yok allam ona bas yok buna bas yok yok yok yok...nurgülle melek dışarıya çıktılar ben içeriden bulduğum herşeye basıyorum...sonunda bir düğme buldum kızlar bağırdılar yandı yandı diye...ama bıraktığım anda sönüyo ve kızların yüzü asılıyor dışarıda..başka da ışık çıkartan birşey bulamadık...o zaman dedim ki nurgül sen şu düğmeyi tut ışık yaksın...seda sen vitesi değiştir...bende sürmeye başlayacam gidelim şuradan artık...tam arabayı çalıştırdım seda bağırdı..abim geliyor abim geliyor...okan elinde köfteler fellik fellik bizi arıyor...sanki tarkanı (o zamanlar en sükseli yılları tarkanın) görmüş kadar sevindim...boynuna atlayacam adamın...hepimiz o heyecanla arabadan dışarıya çıktık arabayı bıraktık okana doğru koşuyoruz...allam bi ara etrafta kamera aradım...haberim olmadan kendi kendime kamera şakası filan mı yapıyorum diye...neyse kahramanımız gelmişti artık...okan arabaya oturur oturmaz ilk sorum "nerede şu lanet olası farlar" oldu...aslında çok yaklaşmışım...o tuttuğum düğmeyi çevirince yanıyormuş...e be güzel kardeşim...madem o kadar uğraştın o düğmeyi icat ettin üzerine yazmayı neden erinirsin ki döndürünce farları yakar diye!!!!! şimdi bunu okuyanlar panik oldular tabi...sevil trafiktemi..aramız da mı diye..korkmayın korkmayın...araba süresim gelince migrosa gidiyoruz annemle...hem alışveriş yapıyorum hem de migrostaki arabaları sürüp hevesimi alıyorum...(GECELER BİTMİYOR AĞLIYORUM ARTIK SENNNN KADINIMMM)

11 Nisan 2010 Pazar

Romantik erkekler..kapı şurada!!!


Eski bir arkadaşımla karşılaştım bu sabah..neredeyse 7 yıl olmuş görüşmeyeli..ondan bundan bahsederken ee senin bi emren vardı ne oldu?? dedi..ne olacak o da tarih oldu dedim ve gülmeye başladık..o zamanların modern leyla ve mecnunu diye az geyiğimizi yapmamışlardı..hele onu bir cafede 8 saat bekletmeme rağmen hala beni sevmesi şehir efsanesiydi arkadaşlarım arasında..bir kış masalıydı bizimki:) okulların kar ve soğuktan dolayı tatil olduğu bir gün gecenin ayazında arabasından inerken gördüğümüz ortak bi tanıdığımız "eyy Allah'ım şu gençlere akıl ver..bu soğukta okullar tatil oldu bu aşıklar sokakta ne arıyor" diye iyi bi dalga geçmişti..ki aradan geçen onca yıla rağmen geçen sene beni görünce yine bu elim günü hatırlayıp dalgasını geçmişti..bak konu dağılıyor romantik erkeklerdi asıl konumuz..evet belkide onun yüzünden hala romantik erkeklere karşı soğuk davranıyorum..gitmeyi çok istediğim bir konsere sırf onun o gün sınavı var aklı kalmasın diye gitmeme kararı almıştım..her gece benimle eve kadar yürür ben onu evin ordaki duraktan dolmuşa bindirirdim o evine giderdi..bu sefer sınavı var diye erken bi saatte eve kadar yürüdük ki ev bayaa bi uzak..sırf beraber yürüyoruz diye çekiyorum o yolu..her eve gidişimde ahh ayaklarımmm diye söylenip duruyorum:) yine yürüdük dolmuş bekliyoruz..dolmuş geldi bu tuttu kolumdan beni de dolmuşa çekti..ne olduğunu anlamadan dolmuş hareket etti..ee dedim ne oluyor nereye gidiyorum ben..konsere gidiyoruz dedi..eee sınav?? girmiyorum sınava sen bu konseri çok istiyorsun..peki eve kadar neden yürüttün beni?? "gideceğimizi duyduğundaki sevinç ifadeni görmek için" edeyim ben o ifadenin içine!!! lan ayaklarım koptuya yürümekten..konserlik hal mi bıraktın insanda..tabi O o kadar mutluki sabır sevil sabır..keşke bu romantikliğiyle kalabilseydi..ben otobüs yolculuğunu sırf uyumak için yaparım neredeyse :) uykumu bölen hostese bile kötü kötü bakarım bişi yemem içmem..istanbula gidiyorum..hostes uyandırdı..ne oldu dedim telefon var size..yahu kim arar beni nereden bulurlar numarayı ..ayy yok benim romantik sevgilim beni bindirdikten sonra otobüsün telefon numarasını almış..gecenin bi vakti uykumun ortasında arıyor..seni çok özledim diye..be adam daha bineli 3 saat olmuş olmamış ne özlemesi bu..hem ne arayıp uykumu bölüyorsun..yine sabır sevil sabır sevil..arada çerez niyetine olan romantiklikleri es geçiyorum..her gün ayrı bi romantikti ama seviyordum yahu bu adamı yinede:)) gelelim en can alıcı romantizm örneğine..tutturdu bi gün ama nasıl kış, nasıl ayaz..donuyorum yahu..hadi dedi birşeyler alıp sahilde yiyelim..yaa ne gerek var yiyelim işte biryerde..yok illa sahilde yiyecekmişiz..tamam dedim..aldık ne var ne yok sanki kıtlık çıkacak..ay sen bunu seversin ayy bak bunu da seversin..1ltlik su aldı bu onun yanında pet şişelerde de aldı..dedim bu niye madem bunlar var lazım o bana dedi..yolda giderken benzinliğe girdik..bu arabadan indi 1lt'lik suyu arabanın arkasına boşalttı..alla alla diyorum ne yapıyor ki bu..batıl bi inanışmı acaba diyorum kendi kendime..arabadan çıkmayıda üşeniyorum bi soğukki burnum aksa donacak o kadar..sonra bu gitti o şişeyle benzin aldı..herhalde diyorum babası kızmasın diye eve gidince benzini depoya dökecek..ama ne fikirler üretiyorum..neyse bindi arabaya soruyorum yok bişi diyor bu..neyse gittik ben açlıktan ölüyorum bu dediki ben şimdi geliyorum..aldı benzin dolu şişeyi gitti kendi kendine sahilde dolanıyor ama karanlık pek bişi seçemiyorumda..birde korkarım ben uçsuz bucaksız karanlıktan..yıldız bile yok zifiri karanlık..sadece arabanın farları var ışık cinsinden..karanlıkta sadece hareket ettiğini görebiliyorum..sonra geldi yanıma hadi dışarı gel dedi..yok dedim çok soğuk hem karanlık korkuyorum..bişe olmaz 5 dakika sadece..çıktım dışarı nasıl esiyor nasıl soğuk..allam beni götürüyor sahile doğru..elinde bi kağıt bi çakmak..yahu napıyorsun kafayı mı yedin..biraz sabret dedi ama benim dişler birbirine vuruyor..ayaklarım zaten hep buz..titriyorum resmen..benim romantik kağıtla yere benzinle çizidiği kalbi tutuşturmaya çalışıyor..hay senin aklına edeyim dedim..bu soğukta yapılacak iş mi bu?? öyle bir rüzgar varki o lanet olasıca kağıt tutuşmuyor..yalvarıyorum nolur bırak yanmış sayıyorum..çok mutlu oldum bak yakmadan bile mutluyum nolur gidelim diyorum ama erkekya..illa yakacak..ağlayacam ama soğuktan öyle çok üşüyorum..artık ayaklarımı hissetmiyorum:(( ve hala inatla yakmaya çalışıyor..ya iyilikle ikna edecem ya feci kavga edecem ama emeğe saygı diyor susuyorum..yinede kıyamadı bana..hadi çok üşüdün gidelim dedi..okumayı sökmüş çocuklar gibi şenim..koşa koşa gittim arabaya..çığlık atıyorum sıcağı görünce..birde acıkmışım yemeklerde soğumuş birde ordan sinirim bozuluyor:) neyse yedik içtik gidiyoruz ben tam ısınmışım..yağmur başlıyor..kışın sahil yolu tenha..millet yazlıkçı..ve benimki hala romantik..durdurdu yolun ortasında arabayı..farlar açık yağmur yağıyor, son ses hotel california çalıyor..indi arabadan aşağı kapımı açtı tuttu elimden arabadan çıkarttı beni..yolun ortasında yağmurun altında dans edeceğiz..o an o yağmura karışmak istedim..yaa ben bunları hak edecek ne yaptım..zaten donuyorum be adam biliyorsun bunu..hem saçım fönlü neden ıslatıyorsun beni..ama yok damarlarında kan yerine romantizm dolaşıyor..şarkı bitsede kurtulsam diye dua ediyorum..ve bitiyor çok şükür..o geceden sonra sorgulamaya başlıyorum buna daha ne kadar dayanabilirim ben diye:)) işte şu an romantik erkeklere çok fazla tahümmül edemiyorsam bunun en büyük nedeni emredir:) romantizm güzeldir ama işin cılkını çıkartmadan minik minik yapılırsa..hele bir ayrılık anında çalan "bu gala daşlı gala cıngılı daşlı gala..korkarım yar gelmeye gözlerim yaşlı gala" şarkısında efkarlanıp gözyaşlarına hakim olamaz ve yolun ortasında arabayı durdurup bi sigara yakarsa (içmediği halde) yanındaki arkadaşı da sizi ararsa sevil böyle böyle çok acı çekiyor diye daha ağır bir romantizm enfeksiyonu geçirmiş olursunuz:)) şimdi nerede o şarkıyı duysam gülerim şarkının romantizmine:) evet romantik erkekler..kapı şurada..lütfen giderken kapatın..

28 Mart 2010 Pazar

"Durakta İnebilir miyim?" sendromum var benim..

Evet var..bundan birkaç sene önce oldu bu..yanımda oturan kız inerken "durakta inebilir miyim?" dedi ve indi..inmez olaydı..ya da ben hiç o minibüse binmemiş olaydım..arka koltukta oturan erkekler "ne güzel söyledi duydun mu??" dedi ve o andan itibaren benim "durakta inebilir miyim" sendromum başladı..kulağa komik geliyor değil mi?? hiçte öyle deği aslında..bu yük altında eziliyorum her minibüse bindiğimde..uygun anı ve uygun ses tonunu ayarlamaya çalışıyorum..ya sesim kötü çıkarsa..ya diğer yolcular ayy kıza bak ne biçim dedi beee derse ardımdan..allam neden ben..yine neden ben?? önce bi kaç kere yutkunuyorum durağa yaklaşınca..sonra etrafıma bakıyorum..sessizlik olmasını bekliyorum ve tam o herşeyin uygun olduğu anda tok bir sesle "durakta inebilir miyim?" diye salıyorum kelimeleri dudaklarımdan..sonrası derin bir düşünce.."acaba beğendiler mi?" hayır soracak kimse de yok oldu mu? güzel çıktı mı sesim diye..çoğu zaman başka birinin demesini bekledim benden önce..desinler ben de ineyim..hatta durak kaçırdığım zamanlar bile oldu kimse inmediği için..sonra kendi işimi kendim yapmaya karar verdim "durakta inebilir miyim?" sanki şöför hayır inemezsin diyecek tabiki indirir..bunun için sesinin tonuda önemli değil de gitsin..ama yok sendromum var benim..hatta kızkardeşimin de var..ona da bulaştırdım..beraber minibüsteysek biner binmez kavgaya tutuşuyoruz sen söyle sen söyle diye..bazen ikimizde söylemeyip durağı kaçırıyoruz bazende başka biri söylüyor..ya da içimizden biri evet kendime güveniyorum ben söyliyecem diyor..geçen gün ben söyledim..oldu mu diye sordum..yok çokta iyi olmadı dedi..tekrar söyledim yine beğenmedik bi tekrar daha yaptım tok bir sesle..sonuncu cidden iyiydi..indikten sonra o tonda konuşmaya çalıştım bi beş dakika filan..harbi iyi bi ton tutturmuştum..ama sonra unuttum..bu genelde gündüzleri oluyor..geceleri uyuyarak gitmeyi tercih ettiğimden fazla düşünmeye vaktim olmuyor..ya tam durakta uyanmış oluyorum ya da durağı geçmiş..hatta gözümü açtığımda durağı görüp "meyve suyu" gibi alakasız bişe dediğim halde bile şöför beni durakta indirdi..o zaman neymiş efendim..nasıl dersen de sonuçta o durakta iniyormuşsun..peki o arka koltukta oturan iki gence ne demeli..beni bu hale getirdiler..olmadık sendrom ürettiler bünyemde..şimdi akşam eve giderken sizden ricam en güzel ses tonunuzla "durakta inebilir miyim?" demeniz..bakın yapın bunu..hayran bırakın insanları kendinize:))

12 Aralık 2009 Cumartesi

EOZIZI: Seviye ve Cİhan


Aşık olduğumuzu söyler dururuz..ilk köşeye sıkıştığımızda da kaçar gideriz ardımıza bakmadan..peki aşk mı bu? tabiki değil..aşk sahiplenmektir..aşk onun için herşeyi göze almaktır..aşk onu yüceltmektir..aşk ona her zaman yanında olduğunu hissettirmektir..aşk ondan asla vazgeçmemektir..aşk ona sımsıkı sarıldığında herşeyi unutmaktır..7 yıl önce başlamış Cihan ve Seviye'nin aşkı..hem de sadece iki yeşil göze aşık olmuş Cihan herşeyi göze alarak..daha o gün karar vermiş ondan vazgeçmeyeceğine..o gün evlenmek istemiş onunla..bir çoğumuz bunları hissetmiştir..peki kaçımız bunun arkasından gitti? sevgi emek verenin hakkıdır..sevilmekte..bugün 7 seneyi geride bırakıyor bu güzel insanlar..çünkü emek verdiler..çünkü Cihan inandığı şeyin arkasından gitti keşke dememek için..artık keşkelere yer yok onun hayatında..hep "iyiki" kelimesini kullanıyor..iyiki Seviye'yi tanımışım..iyiki onu sevmişim..iyiki hayatımda..iyiki vazgeçmemişim..iyiki onunla evlenmişim..şimdi geride anlam kazanmış 7 yıl var..ileride ise sevgiyle hayat bulacak bir ömür..her sabah uyandığında Seviye'yi gördüğü için şükreden bir Cihan..bugün..bu saatte tam 7 yıl olmuş Cihan Seviye'ye aşık olalı..günleri saydı Cihan teker teker ona bu süprizi yapmak için..7. yılda 7 blogda aşkını anlatmak istedi bizim kalemimizle..ayy çok resmi oldu bu yazı..yok yok afakanlar bastı beni böyle resmi devam edemeyeceğim :) bak kızım Seviye..bu Cihan olacak adam hala sana ilk günki gibi aşık..ödü kopuyor sana bişiy olacak, kılına zarar gelecek diye..aklı fikri sende..hem seviyor hem de biraz tırsıyor bunu da söyliyeyim içim rahat etsin:)) zaten aşk diye sevgi diye bişiy kalmamış..herşey püfff diye havaya karışıp gidiyor..kimsenin kimseye tahammülü yok..sahip çıkın aşkınıza, sevginize, birbirinize..daha nice nice nice mutlu yıllara...öpüyorum sizi...bu arada herkese not: "nazar etme ne olur, çalış senin de olur"..