17 Aralık 2012 Pazartesi

Hobbit Beklenmedik Yolculuk ve Ben


Herşey yaklaşık bir ay önce "Hobbit'e gidelim tamam mı?" cümlesiyle başladı..ben de ne zamandır sinemaya gitmemiştim tamam hadi sinemaya gidelim o zaman diye karşılık verdim. Yemek yiyip birazda gezdikten sonra capitol'ün yolunu tutup sinema katına çıktık
G- Hangi filme girelim?
A- Orbit'e gelmedik mi?
G- Orbit ne?
A- Orbit işte hani gidelim dedin ya!
G- Hobbit o orbit ne la?
A- Orbit horbit neyse ona girelim işte
G- WTF!!!! o daha vizyona girmedi, bir ay sonra girecek!

Tehlikenin işte o gün farkına varmıştım. Daha vizyona girmesine bir ay olan film için şimdiden 'gidelim' diye bir cümle kuruluyorsa o film tehlikeli bir film demekti ve ben defalarca orbit orbit orbit deyip durdum filmin adına..benim için artık o filmin adı orbitti ama o bu kadar görmezden gelemiyor her seferinde hobbit diye düzeltiyordu:)

Aradan bir hafta geçtikten sonra ben bir nane yedim ve filme sürpriz bilet almaya karar verdim. Ama hiç bi süprizi tam olarak yapamadığım gibi bunu da yapamadım ve dayanamadım söyledim. Söyledim söylemesine ama işleme başladığım zaman nasılsa tamamdır düşüncesiyle biraz erken söyledim. Tam bileti alacam ne göreyim "daha satışa çıkmadı" ALLAHIM KRİZZZZZZZ!! Bi kere aldım demiş bulundum..soru üzerine soru soruyor, hangi salon, nerede, kaç seansı, bak gidince kapıda kalmayalım (biraz beni tanıyor ne de olsa) bense gayet kendimden emin "bana güven, sorun yok" o günü takip eden bütün günler biletler satışa çıktı mı diye bakınıp durdum yok hala satışa çıkmadı!! yine orbitlerden bahsettiğimiz bi gün üst üste sinema salonu ile ilgili sorular sorunca daha fazla dayanamayıp itiraf ettim, günlerce içim şişti zaten söyleyemedim diye anlatıp kurtuldum..bi de daha satışa çıkmamış zaten biletler, hayır çıktı da ben mi almadım benim suçum yok ki! Söyledikten iki gün sonra istinye park da bulmuş bileti bulur bulmaz almış. Lan ben Üsküdar'da oturuyorum bir film için ne işimiz var taaaa oralarda diyecektim diyemedim ya la!

Büyük güne bir kaç gün kala sinemaya nasıl gidelim diye planlar kurmaya başladı..arabayla mı gitsek, trafik olur mu..yetişir miyiz? vapurla beşiktaş oradan dolmuşla istinye mi yapsak? metrobüsle zincirlikuyu oradan minibüsle mi gitsek gibi bir sürü planlar yapıldı. Son güne kadarda devam etti. En sonunda arabayla gitmeye karar verdik. Tabi bunda filmin 9da başlaması ve 3 saat sürmesinin büyük katkısı oldu. Ben filmin üç saat sürdüğünü öğrenince kısa bir şok geçirdim ve sonra acaba börek filan mı yapsam acıkırsak yeriz filan gibi düşüncelere daldım. Üç saat ne la?? madem üç saat sürecek 7 matinesine gitseydik..

"Bir orbit için ya rab ne yollar aşınıyor!" Hava kararmadan çıkalım çıkalım demesine karşın benim tasarım işlerim bi türlü bitemedi. Ofisle olan yoğun mail trafiğinden sonra saat 7ye gelirken ancak çıkabildik yola. Ben her ne kadar köprüden sonraki yolu biliyorum desemde inat edip netten yola baktı..neden yol konusunda bana güvenmediğini anlamış değilim:/ Altunizade'ye yaklaştığımızda hangi köpdüden gidelim kavgasına tutuştuk..hazır 1. köprünün yoluna gelmişken girelim işte diye tutturdum, o da 2. köprüden daha kolay gideriz diye tutturdu ama tabiki ben kazandım^^ tarihimde ilk kez evden gidecemiz yere kadar yolu hiç şaşırmadan (çok ufak bi şaşırma oldu o sayılmaz) tarif ettim..taaaa üsküdardan istinyepark'a kadar navigasyon hizmeti verdim üzerine ne övgüler ne övgüler^^

bir bukle yol diyaloğu
G- müziği çok açma canım motoru duyamıyorum
A- niye duyacaksın ki? bişi mi söylüyor
Ğ- vites için
A- haa ben onu biliyorum, hatta arabayla ilgili iki şeyi çok iyi biliyorum..birincisi vites bağırırsa vites büyütürsün..ikincisi (derin bi sessizlik) ikincisi yokmuş ya la://

7buçuk olmadan istinye park'a varmıştık bile..filme 1.5 saat var ve hem alışveriş hem yemek yememiz gerekiyor. Önce alışveriş işini hallettik..gözümün önünde 11 tane kadına 11 tane iç çamaşırı aldı ve bunları bana seçtirtti!!!1 ama ben burnum düşse yerden almam edasıyla öyle hoş karşıladımki bu durumu adeta bir leydi gibiydim!! leydi gibiydim dediysem tabiki lafımı soktum ama böyle pamuk pamuk soktum, incitmeden soktum!! ben soktum o güldü..ben soktum o güldü ama son gülen iyi güler!!11

Nihayet sinema katına geldik..aman tanrım kılıcıyla gelen bile var!! Sanki askeri koğuşa düşmüş gibiyim, gelenlerin %98'i erkek. Ne oluyor dedim, neden bu kadar seviyorsunuz, hadi bi recep ivedik olsa anlayacam ama ne bu orbit sevgisi diye söylenmeye başladım. O öyle değil işte, bu başka bişi gibi acayip cümleler kurunca hadi sor bana hadi sor en çok neyi sevdiğimi sor
G- En çok neyi seviyorsun?
A- Tabiki orbiti! orbit olmadan yaşayamam, çok başka seviyorum
G- WTF
A- noldu yaa?? yoksa orbit bi kişi değil mi? oradaki bi adamın adı değil mi??
gülüşmeler falan filan..
G- En çok neden korkuyorum biliyor musun? şimdi film bitince bi sürü soru soracaksın o kimdi bu kimdi diye
A- Film bitince mi soracam? o kadar bekleyecem yani..ne bitmesi olum izlerken ha bire soru soracam, bu kim, bu niye geldi, bu ne??
G- hadi sana başka film bakalım gelmişken ona girersin
A- hem 'beklenmedik yolculuk" ne ki? yanlış otobüse mi binmişler, birinin akrabası ölmüş aniden cenazeye mi gitmişler başka bi yere..ne beklenmedik yolculuğu bu? hem ne bileyim ben hani bi recep ivedik olsa sor hepsini sor bana ezbere söylerim ama bi orbiti tanıyamam o kadar derin kusura bakma yani..
G- uyursan seni bırakıp giderim bak! arkama bile bakmam
A- tamam tamam yaa hadi bak kapıyı açıyorlar, kaç yıldır ben bu filmi bekliyorum biliyor musun, ilk ben girecem o salona, ilk ben oturacam koltuğa..pardon biz daha önce gelmiştik amaaaa

Cidden ilk ben oturdum koltuğa, sanırım bu orbitçiler biraz geri, hiç biri koltuğunu bulamadı..bi oturan biz olduğumuz içinde bize sorup kendi koltuklarını bulmaya çalıştılar^^ f'nin en kenarındaki iki koltuk bizimdi ben jet hızıyla iç tarafdakine oturdum ekranı daha iyi göreyim diye ama türlü oyunlarla yerimi kapmaya çalıştı. yok dedim iyi göremem ben ordan burası iyi..sonra yanıma orbitçi bi adam oturdu bu sefer başladı bak karanlıkta eli eline değer, bacaklarınız tokuşur filan hadi bak beni huzursuz etme yer değiştirelim..birden şaşırdım bu maço adam nerden geldi diye..baktım susmuyor yer değiştirdim..koltuğa oturur oturmaz 'oh be buradan güzel görünüyor" diyerek gerçek yüzünü ortaya çıkarttı..

Yarım saatlik reklamdan sonra film başladı. Zenci bir çift çocuklarını hastanede ziyarete geliyorlar. Sonra bir adam sinsice yaklaşıp "çocuğunuzu kurtarmak istiyor musunuz?" diyor. Bu sahneden sonra iki kişi bir sürü tuhaf yaratıklardan kaçmaya başlıyor..eş zamanlı olarak uzay mekiği gibi birşeyden yanardağın içine bir adamı gönderiyorlar..adama aşık bir kadın var ve endişe duyuyor..vay be diyorum filmin hakkını yemişim bi de kadınsız film mi olur diye isyan çıkartmıştım kadın bile koymuşlar filmin içine diyorum..filmin ilk on dakikasını geride bırakınca dürtüp
A- film güzelmiş sevdim ben
G- Bu hobbit değil!
A- Nasıl yaa onbeş dakikadır izliyoruz ya??
Öyle bi fragman yapmış ki adamlar yarım saat daha oynasa film bitecek! Hayatımda ilk defa üç saat uyumadan bir filmi bitirene kadar izledim. Haa çok mu güzeldi ondan mı izledin derseniz yok gözlükle kafamı yaslayıp uyuyamadım, gözlüğü çıkarınca da filmden bişe anlamadım öyle arafta kaldım izledim sonuna kadar..zaten anlaşmalı gitmiştim filme uyursam kızmak yok diye:) film 00.30da bitti..benim tek isteğim eve gidip uyumakken dışarıda bir kalabalık bir orbit grubu yeni seansı bekliyordu! Kaçak yollarla buz gibi otoparka girdik ve arabaya bulana kadar susmadım
A- araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..araba nerde kızda, para nerde yok..
G- al al bak araba orda hadi koş..
A- kız nerde? hani kız? kızı ne yaptın???
Şükürler olsun arabayıda bulduk..şimdi eve gidene kadar uyuma zamanı diye düşünürken o sihirli cümleyi kurdu bana
G- Sakın uyuma yolu karıştırabliirim, tarif edeceksin
okudunuz di mi? bana uyuma yolu tarif edeceksin dedi..hem de bana dedi^^ bunu duydum ya üç gün uyumam beee.başladım tarife
G- İleride yol ayrılıyor ne tarafa gidecem
A- yukarı yok aşağı yok yok yukarı 
G-yaklaştık çabuk
A- aşağı aşağıdaki yola gir..o neydi laaannnnn!  ankara ile edirne aynı tabelada ne arıyor!!!11 aynı yoldan ikisine nasıl gidilir!! 
O tabelayı nereye şikayet edecem şimdi ben?? o yol hem edirneye hem de ankaraya nasıl gidebilir! köprüyü bulduğumuza göre uyuyabilirdim artık..

Film mi nasıldı? benim için futbol maçından farkı yoktu..bir sürü adam oradan oraya koşturup durdu :/

Dipnotlar
Gidiş ve dönüşte girdiğimiz bütün şeritler tıkandı ama diğer şeritler akıp gitti
Orbite biri kıtlık çıkacak demiş galiba on senelik yiyeceği stoklamış eve
Orbitin evinde ne var ne yok yiyen cücelerin yola çıkarken neredeyse hiç yiyecek almadılar yanlarına
Orbitin yanında cüceleri görünce onlar çok uzun olduklarından isimlerini cüce koydular sandım ama elflerle yan yana görünce gerçekten cüce olduklarını anladım..
Orbitin evine bayıldım:/
Daha önce hiç sebze yememiş cüceye arkadaşı yeşillik yedirmeye çalışırken 'bi dene seveceksin' deyince kendimi gördüm..sanırım bi önceki hayatımda cüceydim..hoş hala çok uzun sayılmam ya..
son söz film güzeldi yahu:)

13 Temmuz 2012 Cuma

Açmayın teyzeler!!



Pakize teyze'nin evini temizleyerek büyüdüm ben..mahallede karşı komşumuzdu ve çocukluk arkadaşım hava'nın dayısının kaynanasıydı..bütün işlerini hava'ya yaptırırdı..tek gözü çocukken geçirdiği bir hastalık yüzünden yoktu hava'nın..mahallenin itelenmiş küçük kızıydı..kimsenin oynamak istemediği kız ama benim en iyi arkadaşımdı..çünkü bana ihtiyacı vardı..her hafta pakize teyzenin evini temizlerdi ve ne zaman bir yeri güzel temizlemese pakize teyze "kör gözünle ancak bu kadar yaparsın zaten" diyerek onu azarlardı..işte o zaman ben onun görmeyen gözü olurdum..birlikte temizlerdik evi..

Aradan yıllar geçti bu sefer karşı komşumuz asiye teyze girdi hayatıma..bütün çocukları fransada olan tek başına yaşıyan 80 yaşındaki asiye teyze..ben kardeşime perdeleri asması için para verirken o bana evinin perdelerini astırdı..ben kardeşime parayla ev süpürtürken o bana evini süpürttürdü..ben kestane filan çizemem almayalım derken o elinde iki kilo kestaneyle gelip hadi şunu çizde pişirip yiyelim dedi..yani evimde başkasına yaptırdığım ne varsa aylarca ben ona yaptım..

Safiye teyze..çocukluk arkadaşımın annesi..kızları yurtdışına evlenince ve samsundaki tek kızı çoluk çocuk yüzünden evden çıkamayınca bana emanet edildi..defalarca ankaraya götürdüm onu vize işlemleri için..hastane hastane gezdirdim şekeri..kalbi..tansiyonu..kolestrolü için..tahlil için içmesi gereken bir litre sulu içtikten sonra altına kaçırdığını gördüğümüzü anlayıp üzülmesin diye hastaneyi seferber ettim..çanta bile sokamadığınız o mendebur almanya konsolosluğuna zorla yemek soktum yemezse komaya girecek diye..

Araya nice teyzeler girdi hayatlarının ortasında kendimi bulduğum..şimdi de üst katımda iki yaşlı teyzeyle yaşıyorum..İki birbirinden acı hayatla..gittikleri en uzak mesafe pazar olan iki teyze..Şu aralar tek eğlenceleri benim..sabahları camıma gelip günaydın demeden gitmiyorlar..iki -üç saatte bir halimi hatırımı soruyorlar..Onlar da ne yapsın başka birşey yok ki yapacak..

Adalet teyze daha otoriter..ama diğerini hep ezmiş..her yere onu gönderiyor..kocası öleli 30 seneyi geçmiş..çocuklarının hepsi evlenmiş ve ayda yılda bir uğruyorlar o da para almak için..görüp görebileceğiniz en pinti insan olabilir kendisi..belki de tutumlu bilmiyorum ama 7 liralık su faturası için çok geldi diye üzülen..16 lira elektirik faturası geldi diye televizyon açmayı bırakan ki zaten geceleri ışık yakmıyorlar sokak lambasıyla aydınlanıyorlar..çamaşırları elde yıkama taraftarı..geçen gün çok yoruluyorsun böyle yıkarken hem daha fazla su harcıyorsun dedim yok dedi ben giden suyu kovayla ölçtüm böyle bir kova daha az yıkıyorum dedi..bişey diyemedim..bulaşıkları diğer teyzeye yıkatıyor ama onu da lavaboda akan suyla değil yine başka bir leğendeki suyla durulatıyor..bir sene boyunca onun gibi yaşarsam sanırım köşe olabilirim..

Elif teyze kısaca acıların kadını..13 yaşında evlendirilmiş..bir ay sonra abisi yanlışlıkla kocasını vurup öldürmüş..sonra diğer abisi tarafından dövülerek başkasına kuma olarak verilmiş..orada da olmayınca gelmiş abisinin evinde yaşamaya başlamış bir besleme gibi..her gün aynı feryadı duyuyorum sabahları "allah ne senin canını aldı ne benim..bu evde zorla birlikte yaşıyoruz" birde yanık ki sesi içimi eziyor..yoruldum artık diyo feryat figan..bu aralar benim böreklerime taktı..yengeme diyorum yufka almıyor sen yapsana diyor bana..geçen akşam yapıp ona vermedim diye gücenmiş..ama saat geçti..yoksa vermem mi..birde sütlaç istiyor benden..yengesi yapıyormuş ama ona vermiyor, dolapta saklıyormuş:/ alırsam ellerimi kırar dedi..malzemeleri aldım bulaşıkları yıkarsam yapacam ona sütlaç..

Onlarla yaşamamın en büyük zorluğu eve gelen misafirler..herkesin yaşını..işini..maaşını..evinin kira olup olmadığını..bankada prası olup olmadığını..bekarsa sevgilisi olup olmadığını..evliyse çocuğunun olup olmadığını..yoksa neden yapmadığını..varsa neden bi tane daha yapmadığını offff böyle uzayıp gidiyor ve her arkadaşımı unutmaları bir haftayı alıyor:/ bir hafta boyunca sürekli bu sorular..elif teyze evlilikten çok çektiği için hep aynı şeyleri söylüyor bana.."kızım evlenipte kocanın evinde huzurlu olacan sanma..el adamının kendinden başkasına hayrı yok..bak ne güzel kendin kazanıp yaşıyorsun" peşine de ekliyor..üzülme bak "kimler kimler evlendi sende evlenirsin" işte o zaman beynimde demet akalın çalıyor "kimler kimler yuva kuruyor, ben niye kuramıyorum!" ah be teyzem sayende güç alıyorum..bende evlenebilirim diye umutlanıyorum :)

Öyle işte..birazdan tüp söylemek için yukarıya çıkacağım..balkondan seslendiler..ben huzurlu sakin sessiz diye taşındım buraya..ama sabah altıda uyanıp uykumu bölen..sürekli kapıma - camıma gelen..camdan gizli gizli içeriyi gözleyen..balkondan taciz eden teyzelere bişey diyemiyorum..hele her konuşmasından sonra giderken "rahatsız ettim kızım, gözlerinden öperim" diyor ya elif teyze o zaman daha bi eriyorum..onlara baktıkça şimdi keyfini çıkarttığım yalnızlıktan..yalnız yaşlanmaktan korkuyorum..

4 Mart 2012 Pazar

keşkelerim ve belkilerim..


Kimden aldım, elime nasıl geçti hatırlamıyorum..Tek hatırladığım bir bankanın bekleme koltuklarında oturuyorum, elimde bir dosya, başımda beni izleyen bir sürü insan ve ben hıçkıra hıçkıra ağlayarak dosyayı okuyorum "otopsi raporu". Babamdan bahsediyorlar raporda. Boyunu, kilosunu, yaşını..geldiğinde ölmüş olduğunu..öyle sıradan bişeymiş gibi anlatmışlar ki oysa benim babam o..canım..ona birşey olmaz..güçlüdür benim babam dediğim..ölmüş oraya da yazmışlar öylece..herşeyini paylaştık babamın..biri sigorta kartını aldı..biri pasaportunu..öbürü sağlık karnesini..ben kimseye vermedim otopsi raporunu..göstermedim bile..

6 yıl önce bugündü babamın bir varmış bir yokmuş oyunu oynadığı gün..bir sabah vardı öbür sabah yoktu..sonraki sabahlarda da olmadı..

Hani sorsalar ömründeki en pişman olduğun şey nedir diye..son gecesinde babamın yanında olmayışım derim hiç düşünmeden..yalnızdı o gece..annem anneannem hasta diye oradaydı..kardeşimle ben ablamda..hastaydım ben ablamın evi daha yakındı..ama gidebilirdim ki eve..neden gitmedim..niye yalnız bıraktım babamı..belki evde olsam bunlar olmayacaktı..belki ben müdahale edecektim hemen..komşuların apar topar götürmesine izin vermeyip ambulansı bekletecektim..keşkeler ve belkilerle dolu 6. yılım bugün..ve biliyorum ki ben yaşadıkça hep peşimden gelecekler..

Şimdi evimden kilometrelerce uzakta..yalnız kalmaktan en çok korktuğum günde..tek başıma..keşkelerim..belkilerim ve gözyaşlarımla birlikte bir fotoğrafa bakıyorum..dünyanın en güzel fotoğrafına..hepimizin aynı karede olduğumuz tek fotoğrafa..bunu söylememe gerek bile yok biliyorum ama babam seni çok özledim..

21 Aralık 2011 Çarşamba

Homend'den Yılın Faili "Aynebilim'e Şarap Açacağı Göndermek"


Sevgili Homend,
Bu nazik davranışın inan beni çok derinden etkilendi ama benim gibi cola'dan başka birşey içmeyen birine yılbaşında cola açacağı yerine bir şarap açacağı hediye etmen yılın faili olarak tarihe geçsin istiyorum :) Biliyorum yılbaşı ruhunu taşıdığı için gönderdiniz bana o açacağı ama inanın yılbaşı hindisi gönderseniz daha güzel olurdu:) Bu tasarım harikası şeyi termometre olarak mı kullansak, gece lambası olarak mı kullansak yoksa evi havalı göstersin diye dekor olarak mı karar vermekte zorlanırken en iyisi bunun değerini bilecek, şarap içmeyi benim cola içmem kadar çok seven dostlarıma hediye edeyim dedim. Merak etme onlar bu açacağın hakkını verecek ve onu hiç üzmeyecekler. Ayrıca onlar adına da teşekkür ederim sana. (Bir de o bilezik gibi sıcaklık ölçme aletini verirken çok üzüldüm, ne güzel vücut ısımı ölçüyordum:( elinizde ondan fazlalık varsa alabilirim.)


Şimdi önümüzdeki özel günleri ve bana ne gönderebileceğinizin bir listesini hazırlıyorum. Umarım bir yardımım dokunur ve bu iş yoğunluğunuzda birde aynebilim'e ne göndersek diye düşünmezsiniz.

14 Şubat Sevgililer Günü
Saç Düzleştirici
Böyle bir özel günde saçlarımın dümdüz ve güzel görünmesini istersiniz bence. Onun için beni kuaför köşelerinde bekletmemek için bana bir saç düzleştiricisi hediye edebilirsiniz. Üstelik sevgilim olacak adam bir hediye almazsa "bak bi Homend" kadar olamadın diyerek başının etini yiyebilirim!



23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Meyve Sıkacağı
Minimini birlere, çalışkan ikilere taze sıkılmış meyve suyu servisi yapıp gelişimlerine yardımcı olmak hepimizin sorumluluğunda. Bu yüzden bana bir meyve sıkacağı hediye edebilirsiniz bence!



28 Nisan
Aşkımızın 1. yıldönümü
Kesin unutacak bu günü sevdiceğim o yüzden bari siz onun yerine bi kuzu şiş dürüm yanına da buz gibi kutu cola gönderin. Başka bişi gönderirseniz onun göndermediğni anlarım, hır çıkar! Hadi bu güzelliği de yapın bize.


1 Mayıs Doğum Günüm
Tost Makinesi
İşte bana hediye göndermeniz için mükemmel bir fırsat. Hep bu anı beklediniz biliyorum. Böyle özel bir günde, benim dünyaya gelişimin 17. yılında tabiki bana bir tost makinesi hediye etmek istersiniz. Düşünsenize 20 yıl sonra heyy gidi heyy daha dün gibi aklımda, kapı çalmıştı ve Homend'den bu tost makinesi doğum günü hediyesi olarak gelmişti diyeceğim!



Anneler Günü
Doğrayıcı
Aaaaa sen anne değilsin ama diyerek bunu yüzüme vuracak değilsiniz herhalde. Belki anne olamıyorum, belki kısırım bunu dile getirmek büyük bir saygısızlık olacağından bence anneler gününde bana o güzel doğrayıcılardan bir tanesini hediye edebilirsiniz.


19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı
Ütü
Gençliğimin baharında bana ütü yaptırmaya gönlünüz razı olmaz herhalde. O yüzden bu güzel ütünün yanında bir de her hafta ütü yapmaya gelecek bir yardımcı istiyorum!



30 Ağustos Zafer Bayramı
Mutfak Robotu
Millet olarak birlik ve beraberliğe en yoğun yaşadığımız bu güzel bayramda bana bir mutfak robotu hediye etmeniz hem vatana hem de millete hayırlı uğurlu olacaktır. Neden diye sorarsanız aybilemedim ben onu!


Ramazan Bayramı
Elektronik Aşçı
Sahurdu iftardı derken iyice yorulan bir insana yani bana en güzel hediye elektronik aşçıdır. Ben dinleneyim o yapsın yemekleri.


Kurban Bayramı
Elektirikli Izgara
İşte benim için en önemli bayramlardan biri. Gözümün önünden pirzolalar, ızgaralar geçiyor. Geçerken de Homend Elektrikli Izgara'ya uğrayıp offfff misss gibi koktu di mi??? daha fazla yazamayacam:(



29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
Su Isıtıcı
Ülkemde Cumhuriyet ilan edilmiş. Bundan daha güzel bir gün olabilir mi bana hediye vermek için. Ben olsam hiç düşünmeden bana o güzel su ısıtıcılardan birini hediye ederdim!



24 Kasım Öğretmenler Günü
Blender Set
Hiçbir yerde mesleğimi açıkladığımı sanmıyorum. Belki öğretmenimdir ihtimaliyle benci siz bana bir adet blender set hediye edin bu konuda halledilmiş olsun!



Yılbaşı
Sevgililer günüydü...23 Nisan'dı...Kurban Bayramı'ydı derken koca bir yılı bir nefeste. Şimdi gelelim en başa. Yılbaşında bizleri düşünüp bu güzel şarap açacağını hediye ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Bu açacak sayesinde birbirinden güzel ürünlerinizi tanıma fırsatım da oldu. Hediye alırken acaba nereye baksam listesine "Homend"de eklendi:) Mutlu bir yıl olması dileğiyle. Haaa o yukarıdaki listeyi unutun gitsin:) Bu arada bakın Gabi ne güzel anlatmış!

1 Eylül 2011 Perşembe

Aytung Haber "Show Tv'de yayınlanan Doktorlar dizisi ilk mezununu verdi."



Bütün sezon bölümlerini üst üste yayınlayarak tıp fakültelerindeki eğitime taş çıkartan "Doktorlar" dizisinin ilk mezunu 21 yaşındaki "Aynebilim" oldu!

Bütün gün evde tv başında oturan Aynebilim zapping yaparken Kutsi'yi yeşil ameliyathane kıyafetleriyle görünce birden hayatı değişti! Bu Kutsi mi yaaa diye çelişki yaşarken google'a sordu ve hayranı olduğu şarkıcının doktorluk yaptığını görünce neden ben de doktor olmayayım diye dizinin bütün bölümlerini izlemeye koyuldu. 30 günlük bir dizi izleme maratonunun ardından pratisyenlik derecesine yükseldiğini ve Show Tv'den bir mail alıp sınavlara girdiğini söyleyen Aynebilim sözlerine şöyle devam etti. "Biliyorum çoğunuz doktorlar dizisine rastlayıp yine mi bu yaaa diye burun kıvırıyorsunuz. Ama ben sizin yapmadığınızı yaptım ve bu gencecik yaşımda bütün sezon bölümlerini izleyerek doktor olmaya hak kazandım"

1990 doğumlu bir doktorun olması çoğu kesimi rahatsız ederken bu konu hakkında bir açıklamada bulunan "Türk Hekimleri Derneği" dizi izleyerek doktor olunmaz diye veryansında bulundu. Buna karşılık olarak Aynebilim ise "Onlar da haklı bir yerde, bu işe yıllarını verdiler. Önce tıp fakültesini kazanmak için çalışıp durdular, sonra 6 yıl okudular yok tus yok uzmanlık sınavı derken ömürlerini heba ettiler. Ama ben öyle mi? 21 yaşında tap taze bir hekimim ama mühim olan yaş değil kazanılan tecrübedir. En az onlar kadar bilgili olduğum düşünüyorum. Hayır düşünmüyorum buna eminim" dedi.

Peki diğer izleyicilere bir öneriniz var mı?
- Var var tabiki önerilerim var. Fazla su içmesinler çünkü reklam çok az çıkıyor ve tuvalete gitmeye pek vakti olmuyor insanın. Ayrıca ameliyathane sahnelerini daha dikkatli izlesinler mümkünse izlerken hazırlıklı olsunlar. Kesilmiş tavuk, iğne, iplik, makas, şırınga gibi malzemeler hep ellerinin altında olsun. Uygulama yapmadan çok zor bu diplomayı almaları.

Nasıl sorular geliyor okuyucularımıza biraz açıklar mısınız?
- Soruların hepsi dizi ile ilgili tabiki. Mesela bana 12. bölümün 34. dakikasını sordular ve hiç düşünmeden cevap verdim. Dakikası dakikasına ezberlemeleri gerekiyor. Uygulama genellikle ameliyatlardan geliyor. Evde sürekli marketten aldığım dondurulmuş tavuğu ameliyat edip durdum ve pratiklik kazandım. Bunlar çok önemli şeyler arkadaşlar. Umarım sizlerde benim gibi başarılı olup mezun olursunuz.

Peki bundan sonra ne olacak hayatınızda?
Bir çok özel hastaneden iş teklifleri alıyorum şu anda ama ben uzmanlık yapmak istediğim alanı daha belirlemedim. Uzmanlık alanı için biraz House izleyip ondan sonra karar vereceğim. Belki Somali'ye giderim biliyorsunuz orada doktora çok ihtiyaç var. Belki de Kutsi ile konserlere katılırım. Kafam çok karışık aslında biraz da Akasya Durağı izleyip taksici mi olsan diye de düşünmüyor değilim.

5 Ağustos 2011 Cuma

Uslu Bir Kız Olursan Şirinleri Bile Görebilirsin Dediler. Gördüm!



Blogger gösterimlerini, gala gecelerini, ön gösterimleri hiç sevmedim. Belki de filme gidenlerin filmi izlemek yerine dakka başı twit atmaları, daha filmden birşey anlamadan sırf dikkat çekmek için filmi yerden yere vurmaları, bedava sirke baldan tatlıdır tutumları yüzünden uzak durdum hep.

Youth Media'dan böyle bir davet gelince yine ön yargıyla yaklaşıp çeşitli bahaneler söyleyerek reddettim. Ama filmde benim küçük kahramanlarım oynuyordu. Bir tarafın hayır Ayn gitmeyeceksin derken diğer tarafım ama ben uslu kız oldum, şirinleri görmek benim de hakkım diye söylenip durdu. Hemen kilit soru olan sosyal medya'dan kaç kişinin davet edildiğini sordum. Bir elin beş parmağını geçmediğini duyunca "tamam o zaman ben varım" dedim.

Açık hava sineması deyince aklıma hemen Taş Devri gelir. Çakmaktaş ailesi ayaklarıyla sürdükleri arabalarını park edip film izliyorlar. CineCity'den içeriye girdiğimde bu düşünce yerini havuz kenarında güneşlenme sevdasına bıraktı anında. Ama bu sefer şezlognlar sinema keyfi için hazırlanmıştı. Üzerlerinde havlu yerine sıcacık polarlar vardı. Ben evden hazırlıklı çıkmıştım üşürüm açık havada diye ama CineCity konuklarını zaten düşünmüştü.




Avrupa yakasından gelince yemek yemeye fırsat bulamadık. Filmin başlamasına 15 dakika kalmıştı sinemaya geldiğimizde. Havuz kenarından gelen güzel kokuları takip edince kendimizi Bistro Color's'da bulduk. Vakit kısa olunca en hızlı ne yiyebiliriz diye sorduk ve o kadar leziz yemeklerin arasında tost yemek zorunda kaldık. Hayır tostda çok şirindi ama menü çok zengin olduğundan aklımız diğer şirinlerde kalmadı değil.




Her ne kadar yemekleri yerken perdeyi görsek de fragmanlar biter bitmez yerimize şirinlemek için kalkttık masadan. Ben sadece şezlonglarda bu keyif sanırken havuzun arka tarafında çimler üzerine uzanmış şirinleri görünce daha da şirinlendim.

İşin içinde ben varsam mutlaka orada bir tuhaflık olacaktır. Hızlı adımlarla koltuğumuza pardon şezlongumuza şirinledik..Herkes yerlerini almış keyifle ekrana bakıyor. Şezlognlar çiftler için çifter çifter şirinlemişler. Bizim şezlognda ise tek başına bir kadın yatıyor. Yan tarafta tekli bir şezlong var. Sizi böyle alsak, bu çift kişilik dedim. Önemli değil böyle izleyelim dedi. Ben tekli şezlonga yattım, benim şirin gitti kadının yanına uzandı. Birden kendime geldim noluyor yahu diye..kalktım şezlonga oturdum bu böyle şirinlenmez dedim. Kadın sizinkini birleştirin o zaman dedi. Başta mantıklı geldi ama birleştirince üçümüz aynı yatakta yatıyormuşuz gibi oldu bu sefer. Ben yine kalktım yok bu böyle de olmuyor dedim. Kadının şezlongundan ayırdık kendimizi bu sefer. Çok şükür bi şirinsizlik olmadan şirinledik şezlognlarda..




Herşey hazır şimdi film şirinlemek için. Hemen buz gibi colamı açtım, poları örttüm üzerime. Karşımda şirinler, gökyüzünde yıldızlar, yanımda sevdiğim şirin..hayatı şirinlemek buna diyorlar sanırım. Bizim küçük mavi şirinler yine başlarını belaya sokuyorlar. Gargamel hala eski gargamel tek derdi şirinleri şirinlemek. Film öyle keyifli, anlatacak o kadar detay, o kadar ince espri var ki anlatmamak için zor şirinliyorum. Yeni karakterler katılmış şirinlere onları da çok sevdim ben, çok şirin duruyorlar. Şirine ile kanka olmak istedim bi an. Böyle alışverişe çıkalım, film izleyelim beraber, oturup şirinleşelim.




Neyse film çok keyifli, çok güzel. Diğer animasyon filmleri gibi çocuklar kadar büyüklerin de keyifle izleyeceği bir film. Ama bizi asıl can evimizden vuran şey sinemanın kendisi oldu. Film bittikten sonra orada uyuyup kalmak için neleri şirinlemezdik. Üzerimize birer polar daha örtsek yeterdi yıldızların altında uyumak için.

Şimdi siz de uslu bir çocuk olun ve gidip Şirinler'i görün!


30 Haziran 2011 Perşembe

Karpuz


Yazmaktan sıkılıyorum buraya ama bunu unutmak istemiyorum..zaten 12 saat sonra hatırlamışım ne olduğunu en azından buraya not düşeyim..küçükken en sevdiğim şeylerden biriydi karpuz ama büyüyünce onun da tadı eskisi gibi değildi.. uyandığımdan beri canım karpuz istiyor, gözümün önüne tabak içinde çekirdekleri çıkartılmış karpuz geliyor..ne olduğunu anlamadan mutlu olup gülümsüyorum. biraz önce ablam elinde bir tabak karpuzla gelince canlandı gözümde sahne..masada oturuyoruz "O" çekirdeklerini çıkartıyor karpuzun..dilim dilim yapmış tabakta..kulağımda sesi "hadi ye kızım..ye kızım bak çok güzel"..özledim..hem de çok..

23 Kasım 2010 Salı

Rüyalarda Buluşuruz


Ne kadar havalı gelir bu durum bilemiyorum ama gözleme pişiriyordum..Ocağın çakmağı çalışmayınca biraz fazla gaz birikti ve çakmak çalışınca bir gaz patlaması yaşandı evde.. O sırada kapının kenarından beni izleyen Kıvanç neye uğradığını şaşırıp saçlarına dokundu..Koşarak yanına gittim..Saçlarının arkası uzun önleri tam sevdiğim gibi üç numara olmuştu yanarak..Şebeklik yaptım saçlarıyla oynayarak bak ne kadar yakıştı işte sana..yeni tarz yapmış oldun sayemde dedim..güldü..sonra birden kayboldu..
Allam elimde o koca bidonların ne işi var..bir köşe başından dönmeye çalışıyorum..dar bir sokak geçemiyorum bir türlü..sonra güneş gibi Kıvanç parlıyor önümde:)) şaşkın şaşkın bakanların arasında elimdeki bidonu alıp yardım ediyor bana..hala bidonda ne olduğunu hatırlamıyorum.."bidon" ne komik bi kelimeymiş yahu..şimdi farkettim..keşke elimde şöyle alışveriş torbaları filan olsaydı daha havalı olurdu..aman belki de adamcığaz bıktı böyle kokoşlardan bidon taşıyan biri daha cazip geldi gözüne..her neyse sonra sohbet ede ede yürümeye başladık..kim olduğunu hala bilmediğim bir teyze önümü kesip saatlerdir seni bekliyorum hala suyumu getirmedin dedi..yahu ben Kıvanç'la yürüyor, sohbet ediyorum..sanki rüyada gibiyim senin suyun mu geldi aklıma be kadın..hayır orada suyu bulsam başından aşağıya dökecem..sonra o kadını nasıl gönderdim hatırlamıyorum ama sokağın ortasında Kıvanç'ın bana sımsıkı sarıldığını gayet iyi hatırlıyorum..sonra telefon numarasını verdi bana ama lanet telefonu yazamıyorum bi türlü..bastığım tuştan başka rakam çıkıyor..dur ben seni arayayım öyle kaydet diyor bu sefer benim telefon çalışmıyor..en sonunda bir kağıda yazdı verdi..bol sıfırlı bir numaraydı ama onu da kaybettim..
Vallahi ben de size katılıyorum bu konuda..ancak rüyamda görürüm :)

7 Kasım 2010 Pazar

Beceriksiz Kahraman



Feedlerini görüyordum sadece..ara sıra layk atar ayda yılda bir yorum yapardım..abonesi bile değildim..ama savaşını uzaktan uzaktan izlerdim..ta ki bi gün bi arkadaşım "ayn, davut senin gtalk adresini istiyor..bişe konuşacakmış..vereyim mi" dediği güne kadar..o gün girdi hayatıma..süper kahraman olduğumu duymuş bi konuda yardım istemişti..o gün hallettik o konuyu..sonra sordum var mı süper kahramandan başka bir arzun.."köydeki evi satıp manisa'da babamlara ev almaya çalışıyorum ama ona yardımın olmaz muhtemelen" dedi..bak beni gaza getirme o evi bile satarım neye uğradığını şaşırırsın dedim :) bir de ben öldükten sonra blogumu sahiplenecek birisi lazım deyince..ölmüş adamın arkasından iş çeviremem ben..başında bekle uğraştırma beni dedim.."gitmiyorum ki sadece mekan değiştiriyorum..yolculuğun başka bir şekli" dedi peşine de bir gülücük koydu..smile gülüyordu ama benim canım acıyordu..sabah konuştuk bunları..akşam gtalk'ı açar açmaz "alöv" diye girdi konuya..uğurlu gelmişim evi satmış..hah dedim ben sattım o evi bi kere..bu daha ne ki..süper kahramanım ben unutma bunu.."diğer ise iliklerimde kanser varmış..yani ben iyiyim aq adamlar kötüsün diyo" dedi..aaaa o da kolay..takma kafana..ayn söylemişti dersin deyince.."işallah..bakiciz artık zaman gösterir herşeyi" diyerek güldü yine..zaman gösterti görmek istemediğimiz her şeyi..

amannn yirim kanserini sana bişi olmasın cümlesiyle bi başladık dostluğa bi daha adını anmadık o illetin..yaa dedim bi gün erkek adamın niye boncuk diye bir ismi olsun..zaten boncuk değil böcükmüş :) eskiden hackerlığa meraklıymış bizim oğlan..ama sonra tövbe etmiş :) ben onun yalancısıyım..kafa 1500 morfin gecelerinde deliler gibi güldük..sonra bir idöl bulduk evet artık Ramazan Çekiç Davut'un idölüydü..beraber feedlerinde takılmaya başladık :)




Ben senin Ramazan Çekiç'i sevme ihtimalini sevmiştim Davut.. Baktık Ramazan bu işi biliyor onu örnek almaya başladı hemen Davut..


baktık bu işten iyi ekmek yeniyor bari bir radyo program yapıp herkes faydalansın dedik :) ..Davut, Seval'e canlı yayında asım asım asıldı :) bir kıza nasıl yaklaşılır, ne yapılır, layk nasıl kullanılır, dm atılırken hangi başlıklar seçilir teker teker anlattı bize..hatta bir erkeğin baş ucu kitabı bile diyebilirdik onun anlattıklarına..sonra hızını alamadı feedlerde kızlara asılmaya başladı..ahh bee alışmış kudurmuştan betermiş işte :)



bak şimdi kuzum..gözün arkada kalmasın..kızlar Ramazan'a emanet..hiç birimizi ihmal etmiyor..sabah akşam lady'leriyle ilgileniyor..sen radyo kur ben her gün yayın yapacam dedin hani nerdesin? bak kurdum radyoyu..sesin soluğun çıkmıyor..uyu sen anca..uyu huzurla uyu..sen yoksun ama feedlerin konuşuyor..sanki planlamışsın be kuzum..o neydi öyle "Manisa'ya dönüyorum gözlerim kapalı" hem bizi hem kendini hazırlamışsın da biz fark edememişiz..zaten uzağımda yaşıyordun..şimdi online değilsin hepsi bu..niye mi gözyaşı döküyorum..manyak mısın olum ben ağlar mıyım hiç..soğandan o soğandan..şimdi git bak köşede iki huri var sana göz kırpıyorlar..

25 Temmuz 2010 Pazar

DİKKAT!!!! AYI DEĞİL AMA AYN ÇIKABİLİR!!!


Dün akşam arkadaşlarla semaverde çay keyfi yaparken (ben tabiki kola içtim) benim şöförlük maceralarıma kadar geldi konu..hepsi birbirinden komik hikayelerin arasında en favorimiz hep bu olmuştur..bir de hoca arkaya bak dediğinde arkama dönüp bakmamda efsaneler arasındadır:) geçen sene yazdığım bir yazıydı bu ama kendi blogumda paylaşmamıştım..eee dedim sonuçta sen yazdın paylaş gitsin:) bu arada dün gece yediğim kokoreçe buradan yine lanet okuyourm..hala midem bulanıyor:(( işte hikaye böyle..dinlerken lütfen şarkıyı da açın..

Arka fonda Müslüm Gürses'ten "Kadınım" çalarken bu olayı kaleme nasıl alırım inanın bende bilmiyorum..ama yapacağım..öncelikle söyleyeyim bu şarkı beni müthiş dinlendirir...bazen kendimi lezbiyen gibi de hissettirir çünkü bir kadını düşünerek dinlerim ben bu şarkıyı..onu seven adamı terkedip gitmiş bir kadını..olmayan ve olmasını istemediğim bir kadını:P (aslında terkeden kadın benimdir)...

Bir sonbahar günüydü..hava ne sıcak ne soğuktu..zaten olay baştan yanlış başlamıştı..kurabiyelerin üzerine pudra şekeri diye karbonat dökmüştüm...ama çok güzel gözüküyorlardı...görüntüde sorun yoktu bir de acı olmasaydı kurabiyeler daha güzel olacaktı...o malum gecenin sonunda hep beraber arkadaşıma kalmaya giderken geceyarısından sonra karnımız acıktı..biri erkek 5 kişiyiz arabada...okan arabayı çekti kenara köfte yaptırıyor bize...okandan başka ehliyeti olan tek kişi benim arabada..kızlar dedi ki "hadi sevil okanın yanından geçelim arabayla el sallayalım ona" yok dedim olmaz...ben 3 kere araba kullandım 4.sünde ehliyeti aldım ve aradan 2 yıl geçti yapamam...arkadaşlarımın anlayamadığım bir şekilde bana güveni var...sanki süper kahramanım herşeyi ben becerebilirim...her işin üstesinden gelebilirim....(SENİ ÖPTÜĞÜMÜ İLK DEFA HAYATTA...KOLLARIMDA BENİM İLK BAHAR SABAHI SENNN)istediğim herşeyi bir yolunu bulup yapabilirim ama bir yere kadar....ne kadar üstelesem de yok sen yaparsın dediler..iyi dedim bari yapayım...kapıyı bile açmadan (45 kilo olmanın avantajıyla...ahh ahh nerde o günler) arka koltuktan ön koltuğa sıvıştım..

Herkes arabayı hareket ettireceğimi düşünürken birmilyonbin değerindeki soruyu sordum...(EŞYALAR TOPLANMIŞ SENİNLE BİRLİKTE...ANILAR SAÇILMIŞ ODAYA HER YERE) hangisi gaz, hangisi debriyaj, hangisi fren...derin bir sessizlik...yaa dedim ne susuyorsunuz ben size dedim karıştırıyorum, sağımı solumu bimiyorum diye...işte bilen varsa söylesin yoksa geri oturacam...tamam tamam dedi yanımda oturan nurgül...(bu kısmı atıyorum çünkü hala bilmiyorum ya da karıştıryorum) sağdaki gaz, soldaki fren, ortadaki debriyaj...bana sağ sol deme bana sol deme diye bağırdım biraz...cam tarafındaki ne senden taraftaki ne öyle söyle...bu krizi atlattıktan sonra bastım debriyaja bir havayla ama görmelisiniz sanki debrijayı ben buldum o kadar yani...neyse geri kalan işlemleri de tamamlayıp arabayı kaldırdım...görseniz ya bu zahmeti 5 metrelik bir gezi işlemi için yaptım...okanın yanından arabayla geçtik el salladık arabayı kenara park ettim...bunu başarmanın vermiş olduğu gururla sırıtırken okan geldi yanımıza ve o kurulmaması gereken cümleyi kurdu.."sevil burası kahve önü az ileriye al içeriden bön bön bakıyorlar"...aman tanrım yılların şöförü okan benim araba sürmemi beğenmişti ki bana az ileriye al demişti arabayı...o an içime şöför nebahatin ruhu girdi...(BEN SENSİZ OLAMAM ARTIK ANLIYORUM SENNNN KADINIMMMM) tekrar aynı işlemleri yaparak arabayı hareket ettirdim...aaa baktım gidiyor bu şey biraz gidelim dedim sağa (atıyorum sol da olabilir) döndüm...aman tanrım ne göreyim trafik polisi park etmiş sollayıp tekrar dönüş yapmam gerekiyor...allahtan şunu öğrenmişim...sinyal kolunu yukarı kaldırınca direksiyon tarafındaki sinyal yanıyor indirince diğeri...indirdim kolu polis arabasını geçtikten sonra işte o sinyal tarafındaki yöne döndüm...ama ne havayla allahım sanki bu sefer sinyal lambasını ben icat ettim...yalnız ilerisi kavşak...nereden dönülür nereye gidilir hiçbir fikrim yok saat olmuş gecenin ikisi...dedim ileride pastaneler vardı açıktır bu saatte orada durur sorarız...durduk evet ama kimsecikler yoktu...ne yapsak ne etsek derken arkadan bir ışık bir baktım polis arabası geliyor (SÖNMÜŞ BAK IŞIKLAR EV NASIL KARANLIK) hıh dedim şimdi tam oldu inşallah bişe demez bunlar ki ehliyetim yok yanımda...korkulan oldu polis arabası durdu tam yanımda bana eliyle dairemsi bişi yapıp duruyo...ben kızlara ne diyo bu adam yahu diyorum bu hala bana işaret çekiyo...birşeyler de anlatıyor ama duymuyorum haliyle cam kapalı çünkü:P yarabbim neden bunları anlatıyorum ki herkes benim aptal filan olduğumu düşünecek hahahahah...şöyle bi 2 dakika sonra ben olayı kavradım camı aç diyormuş....ama ben ne bileyim kimse bana öyle bi işaret yapmadı ki bu güne kadar...neyse açtım camı ama panikledim de bi yandan...başladım anlatmaya o panikle işte arkadaşım köfte alıyordu da biz de şaka olsun diye bi yanından geçelim dedik de şöyle de böyle de polis dur dur dedi ehliyetin var mı? evet tabiki var dedim bi havayla...o zaman neden gecenin bu saatinde farları yakmadan sürüyorsun dedi.....aaa yakmamışmıyım birden hareket ettiğimiz için unutmuş olmayımı kusura bakmayın dedim...bi de şirinim..bi de hanım hanımcığım görseniz....(BANA BIRAKTIĞIN BÜTÜN BU HAYATIN YAŞANAN AŞKLARIN DEĞERİ YOK ARTIK) tamam farları yakıp devam edin dedi..veee 30 metre ilerime park etti...tam karşımda beni görüyor....allaam ben bi panik oldum diyorum ki ben süremem bunu...okandan da uzaklaşmışız...o zamanlar cep telefonu filan da yok....var da pek nadir (yaşım kırkmış gibi oldu hahahah) napcaz şimdi vites filan atamam ben bu heyecanla diyorum..arkadan seda "sevil abla sen debriyaja bas ben vitesi geçiririm dedi" iyi o zaman dedim sevindim ama asıl sorun şu ki bu lanet olası farlar nerede? yok allam ona bas yok buna bas yok yok yok yok...nurgülle melek dışarıya çıktılar ben içeriden bulduğum herşeye basıyorum...sonunda bir düğme buldum kızlar bağırdılar yandı yandı diye...ama bıraktığım anda sönüyo ve kızların yüzü asılıyor dışarıda..başka da ışık çıkartan birşey bulamadık...o zaman dedim ki nurgül sen şu düğmeyi tut ışık yaksın...seda sen vitesi değiştir...bende sürmeye başlayacam gidelim şuradan artık...tam arabayı çalıştırdım seda bağırdı..abim geliyor abim geliyor...okan elinde köfteler fellik fellik bizi arıyor...sanki tarkanı (o zamanlar en sükseli yılları tarkanın) görmüş kadar sevindim...boynuna atlayacam adamın...hepimiz o heyecanla arabadan dışarıya çıktık arabayı bıraktık okana doğru koşuyoruz...allam bi ara etrafta kamera aradım...haberim olmadan kendi kendime kamera şakası filan mı yapıyorum diye...neyse kahramanımız gelmişti artık...okan arabaya oturur oturmaz ilk sorum "nerede şu lanet olası farlar" oldu...aslında çok yaklaşmışım...o tuttuğum düğmeyi çevirince yanıyormuş...e be güzel kardeşim...madem o kadar uğraştın o düğmeyi icat ettin üzerine yazmayı neden erinirsin ki döndürünce farları yakar diye!!!!! şimdi bunu okuyanlar panik oldular tabi...sevil trafiktemi..aramız da mı diye..korkmayın korkmayın...araba süresim gelince migrosa gidiyoruz annemle...hem alışveriş yapıyorum hem de migrostaki arabaları sürüp hevesimi alıyorum...(GECELER BİTMİYOR AĞLIYORUM ARTIK SENNNN KADINIMMM)